10 Ocak 2012 Salı

KORKUTULMUŞ İNSAN SENDROMU…

 

 

 

 

child-fear Dostlar bugün iki güzel yazı okudum. Bu yazılar değerli tıp adamı, eğitimci, eski bürokrat Prof.Erdal ATABEK hocamıza ait. Konu onun uzmanlık alanı. Günümüzde olan bitene ne anlam vereceğimi düşünürken olanı biteni bilimsel olarak bu kadar güzel anlatan başka birine hiç rastlamadım. Gündeme tabiri caiz ise cuk oturuyor. Bu yazıları sizlerle paylaşmaktan kendimi alamadım

 

 

KORKUTULMUŞ İNSAN SENDROMU…

İnsan korkar.
Korku,insanı tehlikelerden koruyan duygudur.
ya saldır ya kaç’ içgüdüsel komutunun ikilemidir korku.
insan, korku yaratarak önce ürkütülür,sonra sindirilir.
Yalnızlaştırılma korkusu. 
Parasızlık korkusu. 
Yaşlılık korkusu.
Temel korku,ölüm korkusu. Yok olma korkusu.
Kitleler bu korkularla yönetilebilir.
Diktatörler bunu keşfetmiştir.
Kitleleri yönetmenin iki silahıdır:
Korkutma. Oyalama.
Hiçbir şey yapamayacağına inandırma.
Ne yapsa olmayacağına inandırma.
Çaresizliğini bilinçaltına yerleştirme.
Ondan sonra istediğini yaparsın.
Yat dersin,yatar.
Kalk dersin,kalkar.
Sus dersin,susar.
Konuş dersin,o gene susar.
Ürkütülmüş insan sendromudur bu.
Bu duruma getirilmiş insana şaşarsın. 
Şaşar kalırsın.

Çalışır çalışır,eline bir şey geçmez.
Katlanır.
Aldığı her şeye zam yaparsın.
‘Hep böyledir’ der,susar.
Gözünün önünde lüks hayatlar yaşanır.
‘Onlar yaşamayacak da ben mi yaşayacağım?’ der,hak verir.
‘Yediğin lokmaya şükret’ derler,şükreder.
Sel gelir,evini yıkar,’kader’ der,boynunu büker.
Deprem gelir,kentini yıkar. ‘Günahların  yüzünden’ derler’,doğru’ der.
Deresini kuruturlar,’onlar büyüktür,bilir’ der.
Ormanını keserler,’vardır bir bildikleri’ der.
Sen bakar bakar,anlamazsın.
‘Bizimkiler acaba et yemiyor da ondan mı? dersin.
Zihinlerinde bir tutukluk var gibi diye düşünürsün.
‘Tepkisizler’ diye şaşarsın. Kimi zaman içerlersin.
Et yiyenlerin de böyledir,ot yiyenlerin de.
Kapıcıların da böyledir,beylerin ağaların da.
‘Bana dokunmasın da!’ der geçer.
‘Bunlara müstahak’ deyip kendini ferahlatır.
Sıra kendine gelince artık yalnızdır.
KORKUTULMUŞ İNSAN SENDROMU budur.

Cesaret,kaybetmeyi göze aldığın şey kadardır.
Kaybetmeyi göze alamazsan,
kazandığın her şeyi artık korkun yaparsın.
‘İşimi kaybedersem?’ diye korkarsın.
‘Yerimi kaybedersem?’ diye korkarsın.
İtibarın,artık korkundur.
Ünvanın,artık korkundur.
Ailen,artık korkundur.
Çocukların,artık korkundur.
Yaşamın korkun olmuştur.
Artık teslim olmaktan başka yapacağın şey kalmamıştır.
İnsan,çaresizliğini böyle yaşar.
Korkutan böyle kazanır.
Geçmişte böyle olmuştur.
Günümüzde de böyledir.
Gelecekte de böyle olacaktır.
İliklerine kadar korkacaksın,
sonra korkunu yeneceksin.
Cesaretini böyle kazanacaksın.

Mustafa Kemal’in ülkesi de böyleydi.
İnsanlar böyle korkutulmuştu.
‘Düvel-i Muazzama’ idi düşman.
Saltanatın etrafında toplanılmalıydı.
Halife kurtarabilirdi vatanı.
Herkes,herkes bir biçimde korkuyordu.
HAYIR,dedi Mustafa Kemal.
Hiçbir şeyi için korkmuyordu.
Ne ünvanın ne malı,ne canı.
Cesaret,işte budur.
YA İSTİKLAL YA ÖLÜM dedi.
Ölümü göze almayanın özgür yaşamaya hakkı yoktur.
Güçlü irade,korkuyu yendi.
Kuvayı Milliye zabitleri ayaktaydı.
Mustafa Kemal’in yanında toplandılar.
Her şey,her şey değişti.
Düvel-i Muazzama yenildi.
Saltanat kalktı.
Halifelik kalktı.
Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.

Ya şimdi mi?
Korku yenilir mi? Yenilirse nasıl mı?
Haftaya da onu görelim…

Prof.Erdal ATABEK

Başkanlık tamam ama Başkana da "Ak" Saray yapmak lazım…!

 

 

 

beyaz_saray Değerli dostlar gündem iktidar tarafından o kadar çok değiştiriliyor ki artık yazıp da yayınlamadığım yazılarla bir kitap yayınlarım artık. Gündem neden bu kadar çabuk ve çok değiştiriliyor. Çünkü rejim tamamen  değiştiriliyor. Yani karşı devrim hız kesmeden devam ediyor. Yani SİVİL DARBE gerçekleşiyor. Rejimin yıkılmaz olarak ayakta kalan koruyucu kaleleri tamamen teslim alınamadığı için bazı temel değişiklikleri gözden kaçırmak için sürekli ve çabuk gündem yaratıp değiştiriyorlar. Yani cambaza bak oyununu çok güzel oynuyorlar. Bu görevi yapan eminim içinde ABD CIA uzmanlarının da bulunduğu geniş bir ekip var.

Yeni Türkiye...

CHP Milletvekili Prof. Nur Serter, AKP’nin Milli Eğitim’i “dinsel referanslar doğrultusunda yeniden yapılandırdığı” görüşünde... Bu yöndeki gelişmeleri şöyle sıralıyor:

  • Kuran kurslarındaki yaş sınırı kaldırılmış..
  • Atatürk İlke ve İnkılapları doğrultusunda bir gençlik yetiştirilmesi hedefi Milli Eğitim temel yasasından çıkarılmış...
  • Katsayı düzenlemesi ile meslek liseleri içinde İmam Hatip Liseleri en ayrıcalıklı konuma getirilirken, düz lise öğrencilerinin üniversiteye giriş olanakları azaltılmış...
  • Aile imamı, pedagog ve psikoloğun yerini almış.
  • Beşinci sınıftan başlayan bir umre ziyareti programı için faaliyete geçilmiş.
  • İlkokullara Arapça dersi konulmuştur..
  • İmam Hatip Liselerinin orta kısmını yeniden oluşturmak için 8 yıl olan zorunlu eğitimi 13 yıla çıkarmıştır..

Prof.Nur Serter diyor ki:

“AKP’nin ustalık dönemi, Türk milleti için Kulluk dönemi olacak ve Milli Eğitim, yerini dini eğitime bırakırken, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in “laiklik ilkesinin yerini İslam’la bütünleşmeye terk etmelidir” sözünü hiç de boşuna söylemediği daha iyi anlaşılacaktır.”

Toplumun kimyası değiştirilecek... Yeni nesil başka bir nesil olacak...

Yukarıda bunun reçetesi görülüyor.

 

Gördüğünüz gibi yukarıda Prof.Nur Serter’in sıraladığı yapılanlardan hanginizin haberi oldu…? Eskiden olsa yer yukarıda sıralananların bir tanesi için bile yer yerinden oynardı…

Demek ki hakikaten yavaş yavaş sinire sindire alıştıra alıştıra  bu günlere getirilebilirmişiz… Teker teker her şeyi her kurumu kendi istedikleri gibi dizayn ettiler hatta buna muhalefet partilerini bile dahil ettiler…

Ben Ankara’da yaşıyorum. Geçtiğimiz senelerde Eskişehir yolu Çayyolu mevkiinde sürekli oturmadığım(oturamadığım) yazlık gibi kullandığım evime ara sıra gidip gelirim. Bu gidip gelmelerimde hep M TA Genel Müdürlüğü karşısında ve yine ODTÜ arazisinden sonra yolun her iki tarafında devasa yapılaşmalar dikkatimi çekerdi. Bu yapıların hemen hemen hepsi seçimlerden önce yapıldı. Seçimlerden sonra bu binaların yeni bakanlıkların binaları olduğunu öğrendik. Buna dikkatinizi çekerim. İktidar partisi AKP seçim sonuçlarından ne kadar emindi ki seçimler öncesi bu binaların inşaatlarına başlamakta bir beis görmedi. Önceki iktidarlar hep iktidara geldikleri zaman eğer yeni bir bakanlık veya kamu birimi oluşturmuşlarsa uygun bir kamu binası bulunur. Geçici olarak burası kendi binası yapılana kadar kullanılırdı. Şimdide Atatürk’ün göz bebeği miras bıraktığı Atatürk Orman Çiftliği arazisi içinde Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından 150 dönüm arazi üzerine inşa edilecek Başbakanlık kampusu, Türkiye’nin en iyi korunan ve en güvenli kamu kurumlarından biri olacakmış . “Başkanlık Sarayı” yani “AK SARAY” diyorum çünkü bu yapının Beyaz Saray benzeri bir bina olacağı söyleniyor. Yani AKP’nin başkanı  ve başbakan olan R.Tayyip ERDOĞAN Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkıp yerine Başkanlık sistemi olarak adlandırdığı başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yetkilerini de eline alacağından ne kadar eminki  kendi sarayını da yaparak bir diktatörlük  oluşturma yönünde hızla yoluna devam ediyor….

Bir politikacı önündeki zamanlarda başına ne geleceğini nasıl bilebilir. Yani onların deyimiyle Kaderlerini kendileri nasıl tayin edebilirler. Her şeyden evvel İslam anlayışını ve yaşam tarzını benimsediklerini söyleyenler için ne büyük bir tezat…! Ama ben başka bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Gelecekten bu kadar emin olmak bize neyi işaret ediyor…? Seçim sonuçları daha önceden bilinebilir mi…? Tahmin edilebilir ama kesin olarak önceden bilinemez. Ama bunlar biliyorlar. Yani bence seçimler aynı Silivri’de hukuk elbisesi görüntüsünde oynan bir tiyatro oyunu. Yüksek Seçim Kurulu kamunun diğer kurumları gibi bir kurum değil mi? O halde bu kurum çalışanlarını oraya atayan kim? Bu kurum nereye ve kime bağlı? O nedenle kimse yapılan seçimlere ve  sonuçlarına inanmamı beklemesin. Yani lafın kısası AKP iktidarı ve işbirlikçilerinin kesinlikle hiçbir şeyi şansa bırakmadıklarından adım gibi eminim. Şu anda Silivri’de adalet mi dağıtılıyor. Cumhurbaşkanı’nın dediği gibi kanunlar önünde herkes eşit mi? Peki bu kanunlar kendileri, yandaşları ve Deniz Feneri mensupları söz konusu olunca neden işlemiyor? Onlarda bu T.C.vatandaşı değiller mi? Görüyoruz ki darbeyi sadece askerler değil pekala siviller de yaparmış. Nasıl…? Hukuk yani savcılar ve hakimler eliyle şekil-A’da görüldüğü gibi yapılır.

  • Medyayı ele geçirirsin
  • Muhalif yazar ve gazetecileri içeri atarsın
  • muhalif parti ve siyasetçileri içeri atarsın
  • muhalif bilim adamlarını içeri atarsın
  • hukukçuları içeri atarsın
  • öğrencileri içeri atarsın
  • Rejimin koruyucu gücü Türk Silahlı Kuvvetleri’ni bir dizi operasyonla etkisiz hale getirirsin
  • muvazzaf asker ve komutanları içeri atarsın
  • Emekli asker ve komutanları intikam amacıyla içeri atarsın
  • TSK baş komutanı olan emekli Genel Kurmay başkanını içeri atarsın
  • Ana muhalefet partisi Başkanını da içeri atarsın

Geriye kim Kaldı? HALK….!

Halkta korkup sinmiş olduğu için artık önünde hiç bir engel kalmamıştır….!

Bu yeni rejimin Anayasası da bence hazır. Meclis başkanı bir mizansen oynuyor. Rejimi değiştirme işinden çok eminler.  Bu işte CHP, MHP figüran As oyuncular AKP ve BDP işin yapımcısı ABD o nedenle halkıma gözlerini açmalarını yada yeni padişahları önünde temenna durup el etek öpmek için şimdiden sıraya girmelerini salık veriyorum….

8 Ocak 2012 Pazar

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK' ÜN SUBAYLARA SESLENİŞİ

 

 

 

 

 

askerlerimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün, 82 Yıl Önce, 31 Temmuz 1920 Tarihinde, Afyonkarahisar Kolordu Dairesi'nde Subaylara Hitaben Yaptığı Konuşmanın Tam Metni:

"Millet bağımsızlığının korunmasını ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur. Milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır."
"Orduyu imha etmek için mutlaka subayını mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar.  Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler."
"Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur."
"Dünyada hayat için, insanca yaşamak için bağımsızlık lazımdır.
Bağımsızlık sahibi olmak için kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder. Kuvvet ordudur."

"Milletimiz, ordusundan yoksun bırakılma girişimiyle karşı karşıyadır."

Efendiler!
Eski silah arkadaşlarımla böyle yakından ve samimi temasta bulunmaktan büyük vicdani zevk hissediyorum. Sizinle oturup uzun hasbıhal etmek isterdim. Fakat çoksunuz; müsait yer de yoktur. Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle ile mülahaza etmekle yetineceğim.
Arkadaşlar!
İngilizler ve yardımcıları milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermişlerdir. Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve atıfetine borçlu değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete hürriyet ve bağımsızlık vermez. Milletlerde tabiaten ve yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvetle, mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur.
Dünyada hayat için, insanca yaşamak için bağımsızlık lazımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder. Kuvvet ordudur. Ordunun hayat ve saadet kaynağı, bağımsızlığı takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan vicdani imanıdır.
İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler. Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar. Her halde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayını mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz. Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre subaylar heyetimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.
Milletimiz hür ve bağımsız yaşamak lüzumuna tam bir iman ile kani olmuş ve buna kati azim ile karar vermiştir. Zaman zaman şurada burada üzüntü verici karaktersizliklerin görülmüş olması hiçbir vakit milletimizin genel kanaatine, hakiki imasına sekte vurmamıştır ve vuramayacaktır. Dolayısıyla kuvvetin, ordunun vücudu için lazım olduğunu söylediğim kaynak ki milletin vicdanı imanıdır-mevcuttur.
Ordu ise arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulur. Malum bir askeri hakikat, felsefi hakikattir; "ordunun ruhu subaylardadır". O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir. Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur.
Allah göstermesin, milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır. Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve ferasetleriyle giriştiğimiz bağımsızlık mücadelesinde, birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler. Şahsi ve hususi hayatları itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıflarının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler. Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürürler. Onları aşağılar ve hor görürler. Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmamış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak için bir çaresi vardır: Şerefini korumak! Hâlbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi ayaklar altına almaktır. Dolayısıyla subay için "ya istiklal, ya ölüm" vardır. Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız!

Mustafa Kemal ATATÜRK

31 Temmuz 1920

5 Ocak 2012 Perşembe

ASALA meğerse PKK imiş…!

 

 

 

cemaat_akp

Geçtiğimiz yıllarda öldürülen veya yakalanan PKK’lı teröristlerin içlerinde ermeni, suriyeli hatta amerikalılara rastlandığına dair pek çok haber okumuştum. O zamanlar çok fazla şaşırmamıştım. Tarihte 1915 te de böyle olmamış mıydı? Ermenileri ruslar, ingilizler, fransızlar kullanmışlardı? Günümüzde de değişen bir şey yok. Şimdi de kürt adı altında yine ermenilerin, süryanilerin emperyal güçler trafından kullanıldığını görüyoruz. Ama bunun bir tarihçi bilim adamı Prof.Dr.Yusuf HALACOGLU tarafından teyit edilmesi benim için çok daha önemli. Ermeni soykırımı yalanının dış ülkelerde arka arkaya gündeme gelmesi, kürt terörünün, özerklik ve bölünme söylemlerinin hız kazanması aynı dönemlere denk geliyor olması tesadüf değilmiş demek ki..! Yani Kürtlerle Ermeniler elele mi? Yoksa ortada kürt maskeli ermenilermi var. Yada diğer bir ifade ile aslında ”ASALA” adını değiştirerek “PKK” adını almış bir ermeni terör örgütümü? Ben Sayın HALACOGLU hocamın söylediklerinden bunu anlıyorum. O sıradan biri olsa anlarım ama o bir bilim adamı. Üstelik Türk Tarih Kurumu gibi bir kurumun başkanlığını yapmıştır.  Eminim bunu söylerken mutlaka elindeki bilgi ve belgelere dayanarak söylüyordur. Şu günlerde ULUDERE olayını kullanan bu kürt maskeli ermeniler kürt katliamı, soykırımı söylemlerini dillendiriyor olmaları tesadüf olmasa gerek.

Şaşırtıcı olan ise artık AKP hükümetinin bu ayrılıkcı hareketlere destek verdiğini artık saklamaması. Ama asıl önemli olan AKP, R.Tayyip ERDOĞAN, Abdullah GÜL ve Fethullah GÜLEN 'in Türkiye Cumhuriyeti'ni parçalayarak yıkmak, yerine eyaletlere bölünmüş federal din temelli bir devlet kurmak misyonunu yüklendikleri. Bunun ise ABD ve UK (İngltere) projesi olduğunu herkesin görmesi gerektiğidir. Tarih tekerrür ediyor herhalde neredeyse aynı şeyler oluyor padişah sultan Vahidettin İngiltere den medet ummuştu. Şimdikiler ise bir farkla ABD ve İngiltere ye hizmet ediyorlar...O zaman Osmanlı Padişahları İngiltere'den alınan borçlarla kendilerine saraylar, hanlar, hamamlar yaptırıyor servetlerine servet katıyorlardı. Şimdikilerde bulundukları mevkilerde saltanat sürüyorlar servetlerine servet katıyorlar villacıklar, gemicikler, banka kasalarında Milyarlarca dolarlar. Karşılığında vatanı satıyorlar. Son Osmanlı Padişahlarından ne farkları var. Onlarda Türk soyundan değildiler bunlarda...!Sonunda onlar da kaçtılar bunlarda kaçacaklardır....!Ama korkarım bu gidişle yine 2.Kurtuluş savaşını da vermek zorunda kalacağız....!

MAKSAT AYIRIMCILIK DEĞİL, KİM KİMDİR BİLELİM.

Prof. Dr. Yusuf HALACOGLU

26 Aralık 2011

halacoglu-3

Prof. Dr. Yusuf HALACOGLU "Türk'üm" diyemeyenler...! Bu namussuz Batılılar TÜRK'e ve MÜSLÜMAN'a düşmandır!.. Onları hizaya getirmeden TÜRKİYE'de terörün sona ermesi zordur!

Bu namussuz Batılılar TÜRK'e ve MÜSLÜMAN'a düşmandır!.. Onları hizaya getirmeden TÜRKİYE'de terörün sona ermesi zordur! Üstelik bunlar "Kürtler'e Özgürlük" derken terör örgütlerinde Ermeniler'i ve Süryaniler'i kullanırlar. Kim ki "TÜRK'ÜM" demekten kaçınır, .. bilin ki, ya Yahudi dönmesi, ya da kendini gizlemiş Ermeni-Rum kırmasıdır.

Ermeniler'de görülen Türk adları ve özellikle "Türk" soyadları, kendilerini gizlemek için alınmıştır. O yüzden dedelerin adlarını veriyoruz, babalar-analar takma Türk adları taşımaktadır.

halacoglu Özgür Gündem gazetesinin dağdaki 300 eşkiya arasında yaptığı ankette, "dinî önder" olarak %34'ünün Zerdüşt, %34'ünün İsâ, %11 'inin Mani, %10'unun Muhammed, %7'sinin Musa ve %4'ünün İbrahim dedikleri ortaya çıkmıştır. Bundan da anlaşıldığı gibi, eşkiyanın ancak % 10'u müslümandır :

 

35 bin kişinin kanını ellerinde taşıyan PKK lideri Artin Agopyan (Abdullah ÖCALAN) ermenidir.

"Parmaksız Zeki" kod adlı Şemdin Sakık, Ermeni'dir. Nenesinin Ermeni olduğunu kendisi açıklamıştır.

Bölücü Kürt partisi milletvekili Sırrı Sakık Ermeni'dir.

Bölücü Kürt partisi sözde "eş başkanı" Emine Ayna, katıksız bir Ermeni'dir.

PKK'nın önderlik ettiği, şimdi pek adı duyulmayan "sürgünde Kürdistan hükümeti" delegesi, 1959-Silvan doğumlu Semra Bakır, Ermeni'dir. Semra'nın kardeşi Orhan Bakır'ın asıl adı Armenak'tır. TİKKO mensubu idi, Örgütün merkez komitesine kadar yükselen Orhan Bakır, güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada öldürülmüştür.

1977-Silvan doğumlu Bülent Bakır Ermeni'dir.

"Sürgündeki hükümet" delegesi Meryem Tabaş Ermeni'dir. Dedesi Hokar, nenesi Haykanuş'tur.

"Zazan Bertin" kod adlı 1980-Silvan doğumlu Ruşen Tapancı Ermeni'dir. Dedesinin adı Ohannis'tir. "Mavi Çarşı" nın yakılması eylemine katılmıştır.

1975 doğumlu Yusuf Cihangir Ermeni'dir. Dedesinin adı Vartan'dır.

1965-Karakaçan doğumlu Adnan Dizin Ermeni'dir. Dedesinin adı Kirkor'dur.

1970-Siirt doğumlu Nihat Türksoy, hiç de TÜRK soylu değildir, Ermeni' dir. Dedesinin adı Serkis, nenesinin adı Zerdo'dur.

1977-Bozova doğumlu Mehmet Güzel Ermeni'dir. Dedesinin adı Mıgırdıç, nenesinin adı İlsevik'tir.

"Cihan" kod adlı, 1974-Pertek doğumlu Akif Yadigâroğulları Ermeni'dir. Büyük dedesi Apkar, nenesi Maryam'dır.

1973-Ömerli doğumlu Metin Gümüş Ermeni'dir. Büyük dedesi Artin, ninesi Dihram'dır.

1948-Palu doğumlu Zülküf Demirtaş Ermeni'dir. Bu hıristiyan herif, "HADEP İmamlar Birliği" üyesi olmuştur!..

1978-Silvan doğumlu Sidar Şimşek Ermeni'dir. DEHAP ilçe teşkilatında görev yapmıştır. Büyük dedesi Bedros, nenesi Luşin'dir.

1977-Diyarbakır doğumlu Mehmet Sami Geniş Ermeni'dir. Uyuşturucu madde kaçakçısıdır. Yakalanıp, 11.12.2002 tarihinde İstanbul; 6.DGM mahkemesinde CK/405 ve CK/403 : Uyuşturucu madde ticaretinden yargılanarak 6 yıl 8 ay ağır hapis cezasına çarptırılmıştır. Büyük dedesi Serkis, nenesi Şuşi'dir.

1975-Afşin doğumlu Özgür Erbil Ermeni'dir. Sahte belgeler ile yurtdışına çıkmıştır. Almanya'da, uyuşturucu tâciridir. Büyük dedesi Akup (agop), nenesi Lüsye'dir.

1977-Silvan doğumlu Orhan Olsen Ermeni'dir. Büyük dedesinin adı İliyo, nenesinin adı Mari'dir. Sahte çürük raporu alarak askere gitmemiştir.

1968-Muş doğumlu Kutbettin Akşula Ermeni'dir. 1992 yılında Muş ilinde PKK terör örgütüne maddî yönden destek sağlamak amacıyla silah kaçakçılığı yapmaktan tutuklanmıştır Büyük dedesi Vartan, nenesi Zelha'dır. Sahte çürük raporu alarak askere gitmemiştir.

1979-Yurtbeyi doğumlu Barış Başak Ermeni'dir. Büyük nenesinin adı Kotine'dir. DTP kurucu üyesidir.

1953-İdil doğumlu Abdülaziz Özdemir Ermeni'dir. Dedesi Yusuf, ninesi Kazo'dur. 21.2.1991 günkü çatışmada ölü ele geçirilmiştir.

1972-Siverek doğumlu Levent Kayadağ Ermeni'dir. Dedesi Migdat, ninesi Havuş adındadır. 16.10.1993 günü  çatışmada ölü ele geçirilmiştir.

1954-Beştüşşebap doğumlu Mehmet Öztunç Ermeni'dir. Dedesinin adı Musa, nenesinin adı Miran'dır. PKK'ya yardım ve yataklıktan tutuklanmış, daha sonra HADEP Antalya İl Kurulu'na seçilmiştir.

1977-Karayazı doğumlu İdris Sefil Ermeni'dir. Terörden hapis yatmış, sonra bir ara Konya HADEP Gençlik Komitesi üyeliği yapmıştır.Sahte çürük raporu alarak askere gitmemiştir.

İdris'in akrabası Ersin Sefil de Ermeni'dir. Kuzey ırak'ta çatışmada öldürülmüştür.

1974-Hazro doğumlu Haci İçer'in hacılıkla hocalıkla alâkası yoktur, Ermeni'dir. Dedesi Ali, nenesi Gule'dir. HADEP Hazro İlçe Yönetim Kurulu üyesi idi. O da sahte çürük raporu alarak askere gitmemiştir.

1973-Yaylayanı doğumlu Dilâver Öncü Ermeni'dir. HADEP Konak Şubesi Yönetim Kurulu üyesi idi. Izmir'de misyonerlik faaliyetinde bulunmuş, kilisede vaaz vererek hıristiyanlık propogandası yapmıştır.

1965-Firke doğumlu Edip Yıldız Ermeni'dir. Büyük dedesi Gaço, nenesi Rihan'dır. HADEP Parti Meclisi üyesi idi. PKK'lı suçluların avukatlığını yapmaktadır. Nevşehir E tipi cezaevinde yatan PKK terör örgütü mensubu Nimet Can'ın avukatlığını yapmıştır.

1964-Benek doğumlu Haşim Benek Ermeni'dir. Büyük dedesinin adı Şiho, nenesinin adı Kitro'dur. 16.03.1985 günü Şırnak ilçesi Dereler Köyü civarında, Eşek Mağaraları mevkiinde güvenlik kuvvetleri ile teröristler arasında çıkan çatışmada sağ olarak ele geçirilmiş ve Diyarbakır mahkemesinde CK/ 1 68 : yasa dışı silahlı örgüt kurmak veya katılmaktan yargılanmıştır. Hapis yatmış, sonra DEP Antalya-Muratpaşa Belediye Encümeni adayı olmuştur.

1954-Kamberşeyh doğumlu Mahmut Hakkı Eşiyok Ermeni'dir. Büyük dedesinin adı Hokar, nenesinin adı Haykanuş'tur. HADEP İstanbul il teşkilatı sekreterliği yapmıştır.

1959-Urfa doğumlu İzzettin Kalaycı Ermeni'dir. 11.7.1986 tarihinde Diyarbakır 1. As. mahkemesinde CK/168 : Yasadışı silahlı örgüt kurmak veya katılmaktan yargılanmış 8 yıl 8 ay hapis yatmış, sonra Şanlıurfa HADEP il teşkilatında görev almıştır. 23.06. 1 996 tarihinde Ankara'daki HADEP 2. olağan kongresinde Türk bayrağının indirilerek PKK bayrağı asılması olayına karışmıştır.

1948-Kölük doğumlu Mehmet Cantekin Ermeni'dir. Büyük dedesi Bedros, nenesi Meryem'dir. Diyarbakır merkez Kayapınar Belediye başkanlığı yapan Mehmet Cantekin, 1 995 tarihli milletvekili seçimlerinde Diyarbakır HADEP Milletvekili adayı olmuştur. Mehmet Cantekin Kulp Karpuzlu da köy koruyucularını yönlendirerek terör örgütü PKK'ya lojistik destek sağlamaktadır. 2003 yılında PKK'nın 1978'de kurulduğu Diyarbakır'ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde DEHAP ve Göç-Der yöneticileri ile birlikte 'barış ağacı' adı altında ağaç dikmek töreni düzenlemiştir. Törende bölücü başı Öcalan'ı övücü sloganlar atılmıştır.

1953-Siirt doğumlu Maruf Altın Ermeni'dir. Büyük dedesi Ohanis, ninesi Pori'dir. Ama babasının dönme adı Hüseyin, anasının dönme adı Nafiye'dir. Böylece pek çok kişinin yaptığı gibi Ermeni olduklarını gizlemişlerdir. DEP İzmir-Konak ilçe teşkilatı üyesi idi. 23 Eylül 1998 tarihinde TCK 1 68 : Yasadışı silahlı örgüt kurmak veya katılmaktan 1 2 yıl 6 ay ağır hapis cezasına mahkûm olmuştur.

1973-Urfa doğumlu Mehmet Sait Yalçın Ermeni'dir. Dedesi Girbuş, ninesi Varti'dir. Ancak babasının dönme adı Mehmet Kerim, anasının dönme adı Mevlude'dir. 1997'deki Bodrum bombalı saldırısının sorumlusudur. Müebbet hapse mahkûm olmuştur.

1975-Hazro doğumlu Zanamazak Yezidî'dir.

1973-Nusaybin doğumlu Mehmet Zeki Şaşmaz Yezidî'dir.

1971-Nusaybin doğumlu Abdullah Şaşmaz, kendini hiç de ALLAH'ın kulu saymaz, Yezidî'dir.

1975-Hazro doğumlu Nevzat Tedik Yezidî'dir. Halit-Revzete’ den olma Nevzat Tedik'in nenesi Hüsna Tedik Diyarbakır il teşkilatı HADEP üyesi de olan PKK’nın gençlik örgütlenmesi içinde yer alan Nevzat Tedik, 11 Ekim 2001 tarihinde TCK 1 68: Yasa dışı silahlı örgüt kurmak veya katılmaktan 12 yıl 6 ay ağır hapis cezasına çarptırılmıştır.

PKK'nın Avrupa'daki kasası Nuriye Kesbir Yezidî'dir. Aynı zamanda Kongra-Gel PKK'nın cephe örgütü Avrupa Kürt Demokratik Toplum Koordinasyonu (CDK) sözde meclis üyesidir. Eylül 2001 'de Hollanda’ya yasadışı yollardan girmek isterken yakalanmıştır.

1980-Midyat doğumlu Şevkiye Atalan Yezidî'dir.

1966-Midyat doğumlu Fahrettin Şahin Yezidî'dir.

Adana'da yakalanan PKK'lı canlı bomba Hatice Arat Yezidî'dir. Dedesi Hasso, nenesi Meryem de Yezidî'dir.

1955-Beşin doğumlu Osman Ergin Yezidî'dir. DTP Merkez Yönetim Kurulu üyesidir.

Batılılar'ın aleyhimize kullanmak için sözüm ona "Türkler" arasından seçtirdiği, Avrupa Parlamentosu üyesi Feleknaz Uca, Yezidî'dir.

Feleknaz'ın babası Abdullah Uca, "Yezidî Kürdistan Birliği" başkanıdır, Elbette o da Yezidî'dir. Televizyonlarda boy gösteren Metin Uca nedir, size kalmış... Çünkü bu bölücü-militanların yumuşak uzantısı tüm medya, bürokrasi, parlamento ve hatta asker içindedir.

1971 -Midyat doğumlu Seyithan Alpar Süryânî'dir, yani SEYYİT (Peygamber torunu) falan değil, düpedüz Hıristiyan'dır.

1976-Midyat doğumlu Metin Kesenci Süryânî'dir. "Beth Nehrin" adlı Süryânî ve Asurî örgütünün kurucusudur.

1975-Midyat doğumlu Adnan Kesenci Süryânî'dir.

1983-Nusaybin doğumlu Bilal Yürek Süryânî'dir.

1980-Pervari doğumlu Salih Boğdu Süryânî'dir.

1937-Ceylanpınar doğumlu Şemsi Emen Süryânî'dir. HADEP üyesi idi.

1969-Kurtalan doğumlu İhsan Kaya Süryânî'dir. Romanya'da PKK insan, silah, ve uyuşturucu kaçakçılığı yapmaktayken sahte pasaport ve kimlikle yakalanmıştır. Büyük dedesi Görgis, nenesi Şemuni'dir.

1962-Siirt doğumlu Basri Kaysi Süryânî'dir. Büyük dedesi Gorgis, ninesi Şemuni'dir. İHD Siirt Şubesi üyesi, ve DEHAP Siirt il teşkilatı delegesi idi.

1980-Siirt doğumlu Ayhan Kaysi Süryâni'dir. Büyük dedesi Gorgis, ninesi Şemuni'dir. Pek çok olaya karışmış, 1997'de teslim olmuştur. Itirafçı olmuş, 1999'da tahliye edilmiştir.

1952-Nusaybin doğumlu Mehmet Zeki Kanşiray Süryânî'dir. Büyük dedesi Zeytun, ninesi Meryem'dir. İzmir Köy Hizmetleri soygununa katılmıştır. 16.7.1990 günü Bornova Tarım ve Orman Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü Personeli maaşlarının silah zoruyla gasp edilmesi olayında tutuklanmıştır. Hapis yatmış, sonra HADEP Gaziemir İlçesi Yönetim Kurulu üyesi olmuştur.

1968-Derik doğumlu Fethi Oktay Süryânî'dir. Dedesi Turnas, nenesi Mennuş'tur. 1997'de yakalanmış, müebbed hapse mahkûm olmuştur.

1948-Palu doğumlu Zülküf Demirtaş Ermeni'dir. Büyük dedesi Kinkos, ninesi Nazlı'dır. Ikisi de Ermeni idi.

 

Prof. Dr. Yusuf HALACOGLU

26 Aralık 2011

29 Ekim 2011 Cumartesi

CUMHURİYETİMİZİN 88. YILI KUTLU OLSUN!

 

CUMHURİYETİMİZİN 88. YILI KUTLU OLSUN!

 

Laik cumhuriyetimizin kuruluşunun 88. yılında düşüncesiyle, eylemleriyle, dik duruşuyla ödünsüz olan her yaştaki gençlere sesleniyoruz:

Hangi yaşta, hangi konumda olursak olalım, Mustafa Kemal’in Söylev’ini bir kez daha okuyalım. Atatürk, Söylev’de, “ulusal varlığı sona ermiş” sayılan büyük bir ulusun bağımsızlığını nasıl kazandığını, bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmış; bugünü görürcesine, devrim karşıtlarını uyarmış; bütün yurttaşları uyanık olmaya çağırmıştır. Her yurttaşın Atatürk’le arkadaşlarının bin bir güçlük ve yüreklilikle aştığı zorlukları bilmesi; Atatürk’ün gençlere seslenişinin anlamını kavraması, laik cumhuriyetimizi sonsuza dek koruma gücümüzü pekiştirecektir!

Atatürk’ü, “Büyük bir askerdi” diyerek yalnız askerlik becerisiyle kısıtlamak isteyenlere Türk Devrimi ve Söylev şamar gibi bir yanıttır. Atatürk “Nutuk” adıyla kitaplaştırılan Söylev’ini Harf ve Dil Devrimlerinden önce oluşturmuş, eski dili büyük bir ustalıkla kullanmıştır. Söylev’in, bugünün Türkçesine çevrilemeyeceğini ileri sürenler, gerçeklerden korkmaktadır. Bugün Kurtuluş Savaşını ve devrimleri engellemeye çalışanları kahramanlaştıranlar, bağımsızlık savaşını ve halkın yaşadığı acıları yok sayanlardır. Sözde aydınların 21. yüzyılda kabaran saltanat-hilafet ve Osmanlılık özlemi; halkını ve yurdunu bırakıp kaçanlara düzülen övgüler; eğitimsizleştirilen, yoksullaştırılan, inancı ve köken ayrılıkları sömürülen halkı kandırmak içindir. Atatürk Söylev’e şöyle başlıyor:

 

1919 yılı Mayısının 19. günü Samsun’a çıktım. Genel durum ve görünüş:

Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu topluluk, Birinci Dünya Savaşında yenilmiş, Osmanlı ordusu her yanda zedelenmiş, koşulları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaşın uzun yılları boyunca, ulus yorgun ve yoksul bir durumda. Ulusu ve yurdu Birinci Dünya Savaşına sürükleyenler, kendi başlarının kaygısına düşerek yurttan kaçmışlar. Padişah ve Halife olan Vahdettin, soysuzlaşmış; kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini düşlediği alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşanın başkanlığındaki hükümet güçsüz, onursuz, korkak, yalnız padişahın isteklerine uymuş ve onunla birlikte kendi güvenlerini sürdürecek herhangi bir duruma boyun eğmiş…

İşte, yalnız bu giriş bile bugün tarihi, kendi yoz düşünceleri ve yalanlarla yeniden yazmaya çabalayan zavallılara yanıttır! Unutmayalım, bugün devrim karşıtlarının yerleştiği cumhuriyet kurumları yalanlarla değil, büyük acıların ardından görkemli bir ekin devrimiyle kuruldu; bu nedenle biz, ussal, bilimsel doğrularla hukukun üstünlüğünün er geç utkulu olacağına; karşıdevrimin fildişi kulelerinin yıkılacağına Mustafa Kemal’e ve devrimlere inandığımız gibi inanıyoruz.

88. yılında Cumhuriyet Bayramımızı büyük bir coşkuyla kutlayamamanın üzüntüsü içindeyiz. Ancak gün, üzüntü ve kaygıya yenilme günü değildir. 88. Cumhuriyet Bayramında ulu önder Atatürk’ün Söylev’ini yeniden okuyacak; aymazlık içinde olanları uyaracağız! Ne diyordu cumhuriyeti kuran Atatürk: “Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen ulusal yıkımların yarattığı uyanıklığın ve bu sevgili yur­dun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır. Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.”

Bu nedenle her yaştaki gençler olarak birinci görevimiz, “Türk bağımsızlığı­nı, Türk cumhuriyetini, sonsuza dek korumak ve savunmaktır!” Bu yüce görevi savsaklamayacağız; inanç ve köken ayrımı yapmadan, hepimize bağımsız bir ülke ve yurttaşlık onuru kazandıran Mustafa Kemal’e sonsuza dek inanacağız!

Ulusumuzun Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun!

Dil Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

Sevgi Özel

 

 

7 Ekim 2011 Cuma

deneme

bu bir deneme yazısıdır.........

ihtiyarus TV

Videolarım

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Best Hostgator Coupon Code